You are here: Home

'' Sahilde Büyük Acılar Da Yaşanırmış, Öğrendim '' | 11/06/2010 Tarihli yazı - KadinMedya.com

E-mail Print PDF

Tarihte soykırıma maruz kalmış milletler, sanırsın ki acılardan paylarını almış da, bir daha kimsenin, bir kişinin dahi haklarına tecavüz etmezler. Aynı acılar yaşanmasın isterler.

Bizim gibi büyük şehirlerde yaşayan insanlar, çocukluklarından itibaren tatil için yaşarlar. Gün sayarlar. Koca kış geçmek bilmez, üşür dururlar. Benim büyüdüğüm şehirde deniz var oysa hatta iki kıtayı birleştiren bir köprü var, her geçtiğimde gurur duyduğum.

Denizin üzerinde giderken vapur ya da motorla, şehir bambaşka görünür de inanasım gelmez o keşmekeşin aynı sınırlar içinde yaşandığına. Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili oysa. Fakat doğanın dibine kibrit çöpü diken insanlar, burada da fazlasıyla yaşar tüm dünyada olduğu gibi.

Denizin dibinde doğup büyüdüğümüz halde, giremeyiz o denize. Kolibasili doludur, çöp doludur, torba, sigara izmariti, lağım… Rengi bile değişiktir özellikle kıyılarda. Şöyle bir deniz havası alalım dersiniz de, burnunuzu tıkadığınız çok olur. Görünce içiniz sızlar da görmeyenler çok olur. Görüp de görmezden gelirler. Belki bir torba da onlar atmıştır da, asla atmamış gibi davranırlar. Atanlara söylenirler.

Bundan mütevellit, denize girebilme hayaliyle yaşarız hepimiz dünyanın en güzel boğazında oturmamıza rağmen. Ankaralılarla çocukluğumuzdan beri ”Sizin şehrinizde deniz bile yok bir kere!” diye kapışmamıza rağmen denize girebilmek için, mutlaka bir sahil şeridine gitmek lazım gelirdi hal böyleyken. Gidildi de hep Allah’a çok şükür.

Sahil şeridi denilen yer, hepimizin hayallerini süsleyen, huzur ve mutluluk çağrıştıran, hiçbir üzüntüye, derde tasaya mahal vermeyen, hayatımızın sonuna kadar kalmak istediğimiz, dönerken her seferinde hüngür şakır ağladığımız, para kazanmamızın amacı, bu zorlu yaşam yolunda dayanmamızı sağlayan, bizi şarj eden, düşündüğümüzde bile kuş seslerinin kafamızda uçuşmasına sebep, en bunalımlı ve hatta midemiz bulanırken dahi düşündüğümüzde bize kendimizi iyi hissettiren sevimli bir şerittir. Gece olduğunda ışıkları yanıverir de tenimizin kokusu bile değişir..

Şimdi o küçük sahil şeridi nasıl da değişti beynimde. Aynı küçüklükteki bir sahil şeridinde büyük acıların yaşanabildiğini öğrendim. Hiç bağdaşmasa da orada açlık ve sefalet çekilebildiği, çocukların orada ölebildiği, ana babaların çığlıklarının duyulmayabildiği, tüm dünya sözde ayaklanırken, kimsenin aslında bir şey yapmayabildiğini öğrendim. Karışık bir durum yani hala anlamakta zorluk çektiğim…

Tarihte soykırıma maruz kalmış milletler, sanırsın ki acılardan paylarını almış da, bir daha kimsenin, bir kişinin dahi haklarına tecavüz etmezler. Aynı acılar yaşanmasın isterler. Aynı çocukluğunda çok dayak yemiş bir ebeveynin ileride çocuğuna bir fiske dahi vurmaması gibi. Ben çektim minik bebeğime asla kötü davranmam mantığıyla, sevgi dolu bir kalple. Kendi çok yaralı olsa bile. Genelde de böyle olmaz ama değil mi? Dayak faslı devam eder. Psikolojik bir haldir bu, hasarlı bir hal. Benim asla mantığımın ve kalbimin anlayamadığı bir hal. Midemi sıkıştıran, bulandıran bir hal.

Çok film izledik de bugüne kadar, özellikle Yahudileri anlatan filmlerde ne çok ağladık. Daha kendimizi bilmezken bile Hitler’i biliyorduk. Hayretle ve dehşetle bakıyorduk resimlerine. Resminden bile korkuyorduk resmen. Dünyada bir tane bile kalmayana kadar diyerek katliamlara başladığında o kaçacak yeri olmayan, ailelerinden koparılarak alınmış, işkencelere dayanmaya çalışmış, sonunda çoğu yakılmış insanların trajedisi. Sadece Yahudi oldukları için mimlenen, çocukları gözlerinin önünde öldürülen insanların adeta gerçek dışı hikâyeleri hepimizi ne de şaşırttı. Gözlerimiz şişti ağlamaktan, nasıl olabilir diye kendimize sora sora büyüdük. Bizzat savaş yaşamamış bir nesildik ne de olsa.

Savaşları filmlerden ve televizyonlardan öğrendik çoğu zaman. Ben çocukken İran Irak savaşı vardı mesela. Ne korkardık, yakın komşular ya. Anlamazdık da neden olduğunu aynı şimdiki gibi. Ne kadar okusak da, ne kadar araştırsak da tarihi, savaşların haklı bir nedeni olmaz ki. Bir türlü belini doğrultamayan Ortadoğu, hiçbir zaman dimdik duramaz ki. Kutsal Kitabımızda sık sık bahsi geçen ve asla affedilmeyeceği vurgulanan İsrailoğulları bu gidişle bir yere varamaz ki. Tüm dünyada çeşitli bölgelerde yaşayan, hemen hemen hepsi zengin olan, lobilerinden korkulan bu insanlar, benimle beraber büyümüş çoğu Yahudi arkadaşımla aynı kafada olamaz ki.

Bir yurtları bile olmadan yüzyıllarca yaşamış, sonunda en olmayacak yere yerleştirilmiş bu ırk, kendi kendine vahşet yapacak güçte değil ki. Zulüm görmekten yorulmuş, hep kaçarak yaşamış nesiller, kendilerine yaşam felsefesi olarak şiddeti benimsemişler de ne kazanacakları merak konusu. O hepimizin içini dağlayan minicik sahil şeridinde çocukların, kadınların, binlerce masum insanın kan kokusu. Birkaç gönüllünün kocaman kalbi, bizim gibi barıştan yana, içinde sevgi olan insanların gururu. Açlıktan, sefaletten, daha da kötüsü bir saldırıdan dolayı bomba altında ölen nice bebeğin yaşam umudu.

İyi ki varsın Mavi Marmara! İyi ki varsınız sivil toplum kuruluşları ve iyi ki varsınız vah vah çekerek oturmak yerine eyleme geçme yürekliliğini gösterenler, bize güç verenler, ”bir şey yapmalı!” dedirtenler, bu uğurda ölenler.

Siz cennetten buralara bakarken, izinizden gelenlere yol gösterdiğiniz için, mutlu uyuyacaksınız dua sesleri arasında. Bir gün, her şey sizin istediğiniz gibi olacak, olması gerektiği gibi. Çocuklar ölmeyecek artık. Kimse bir canlıyı incitmeyecek. Hiç kan dökülmeyecek. Elbet savaşları hiç yaşamamış, sadece filmlerden gören bir nesil yetişecek. Sahil şeritleri, kışları hayalini kurduğumuz, geceleri kahkaha seslerinin yükseldiği, sabaha uyanmak için sabırsızlandığımız, güneşin içimizi ısıttığı, gitmek için gün saydığımız yerler olarak kalacak anılarımızda.

Belki bugün yaşananlar anlatıldığında, sadece birkaç çocuğun gözyaşı akacak o kadar. Sonra yine denize koşacaklar. Onlar hiç üzülmeyecek, büyüdüklerinde kimseyi öldürmeyecek, kimseyi incitmeyecekler. Onlar, her türlü utancın gölgesinde yetişmiş bir neslin torunları olarak, bugün ”Bir şey yapmayı başarmış” cesaretli yüreklerin sayesinde, utanç nedir bilmeden yetişecekler. Onlar, bizden çok daha iyi bir dünyanın meyveleriyle beslenecekler. Sayenizde…

KadınMedya.com | Ayça Tekindor

Yorum atmak için tıklayın !

http://www.kadinmedya.com

 

YAZILARIM!

YouTube Channel!

Ayça e-Posta!