You are here: Home

'' Kalp '' | 25/06/2010 Tarihli yazı - Habersizdim.com

E-mail Print PDF

Vicdan Yerleşmiş Bedenimizin Tam Merkezine.

Sürekli çalışır, saniyelerle yarışır, hızlandığında tansiyonumuz yükselir, kırıldığında nefesimiz kesilir. O anda Dünya durur, artık dönmemektedir. Tepsi halini alır da sanki, eski çağlardaki inanış beynimizde şekillenir. Öyle dümdüzdür ki, koşarak geçebileceğimizi sanırız. Ölene dek. Hatta bir geçiş olsa o yolun sonunda diğer tarafa, ona da tamam diyebiliriz. Yumruk büyüklüğündeki sevecen pompa, midemizde atıyordur, bir de kulaklarımızda. Hiçbir şey düşünemeyiz, çünkü düşünceler yığılmıştır insafsızca. Eğer varsa bir kedimiz, kendimizi şanslı hissederiz. Avunma sebebidir çaresizce o hiç bitmek bilmeyen dakikalarda. Yemeden içmeden yaşamaya başlanır çoğunlukla. Tam tersi de olabilir tabii. Her vücut, kendine göre alır önlemini. Acının üstesinden gelebilmek için mekanizma yön değiştirir, korumaya çalışır kendini. Sevenleri üzmemek adına, kişi yıpratır kendini. İstediği boş boş duvara bakmaktır genelde. Duvarlar canlanmış da adım adım yaklaşıyorlardır sessizce. Hava almak isteyip, o gücü bulamaz ayaklar yürüyen duvarların aksine. Zaman en etkili ilaçtır hakikaten de. Beklemek zor gelir acılı kalplere. Belki seneler sonra gülüp geçeceksinizdir yaşadığınız hikayelere. Sorun, zamanın geçmesini beklemektir ilerlemek bilmeyen saatlerde. Biri bizi üzerse, olacaklar bundan ibarettir büyük ihtimalle. En azından biz karşı tarafı kıracak bir şey yapmamış, o taraftan gelen bir darbeyle iki büklüm olmuşuzdur. Suç bizde değildir. Bu, içimizi rahatlatmak için yeterli bir sebeptir hiç değilse. Ama ya biz kırdıysak bir başka kalbi? Bilerek, isteyerek, ya da bilmeden, istemeden. Ya biz suçluysak?..

Vicdan yerleşmiş bedenimizin tam merkezine. Şeklini çiz deseler çizemeyiz, bir şekli de yoktur, henüz kimse çözememiş. Benim kafamda vicdan tam da göründüğümüz halimiz. Bütünümüz, kendimiz. Bir yemek olsa sığmaz malzemeleri, pişirmekten delinir tencerelerimiz. Her organın ucu ona bağlanır gül ağacı misali de, biz o kurdeleleri kesemeyiz. Göğsümüz bariyerdir de, art arda arabalar çarpar göremediğimiz. Bakarız da, her zaman bize mutluluk veren nesneler başka bir kimliğe bürünmüş, dans ediyorlar sebepsiz. Bize nispet yapar gibi. Değişen bir şey yok, der gibi. Bu sefer acıtan kimliğindeyiz. Üzeniz. İnciteniz. Başka boyda, başka büyüklükte bir yumruk, açılıp kapanmakta zorlanıyor şimdi. Kanı pompalıyor da, ruhu alınmış, renksiz bir kas, bir eşya gibi. Artık daha fazla zaman lazım hiç unutulamayacak ama hafifleyecek bu his için. Yapılanlar unutulur da gerçekten, yaptıklarını unutamaz insan kolay kolay. Vicdan denen, dibi görünmeyen kuyu gazla doluverir de zehirler günlük gülüşleri. Kaç sene geçerse geçsin, hatırlandığında aynı şiddette savurur bizi. Sadece daha az aklımıza gelir, süreler uzar da dinlenir kalbimiz. Ne çok şey hisseder ne çok şey söyler. Daha fazla sevemem dersin, yine de sever. Her canlıya, her objeye ısınıverir. Defalarca görse doyamaz da özleyiverir. Sanki koku alır da hatırlayıverir. Sanki görür de, tanıyıverir. Sanki çözmüş de dünyayı, anlatıverir. Karşılıksız da olsa, yorulmaz sevgiden, yorulursa ölüverir. Beyin ölümü gerçekleşse de, çabalar, çarpar, yaşatmak için elinden geleni yapar. O durduğunda gerçek olur ölüm. Nasıl bir şeyse, şekli değil de barındırdığı his kütlesi, sonsuz olan evrenle eşittir. Bir tek ona geçmez hiçbir söz, bir tek o dinlemez. O üzüldüğü zaman, elden hiçbir şey gelmez. Kalp, sevilirse mutlu olur, fazla bir şey istemez. Vicdan, kimseyi incitmezsek rahat durur, ne hikmetse durulmaktan haz etmez...

Ayça Tekindor

Yorum atmak için tıklayın!

http://www.habersizdim.com


 

YAZILARIM!

YouTube Channel!

Ayça e-Posta!