
Antu.com yöneticilerimizden Serkan Yakın koyu Fenerbahçeli Ayça Tekindor ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Bize vaktini ayıran ve bu keyifli söyleşiyi kabul eden Ayça Tekindor’a teşekkür ederiz.
Serkan: Hoşgeldiniz nasılsınız Ayça hanım ?
Ayça: Çok teşekkürler sizi gördüm daha iyi oldum.
Serkan: Bugün şansımıza hava da güzel. Güzel de bir yerdeyiz.
Ayça: Çok güzel bir yerdeyiz. Deniz kenarındayız. Çok şükür şanslıyız. Bahar da geldi. Baharı kutluyoruz bugün.
Serkan: Tabi ki ana konumuz Fenerbahçe olacak.
Ayça: Tabi haliyle.
Serkan: Çok sıkı bir Fenerbahçelisiniz galiba değil mi?
Ayça: Öyleyimdir.
Seko: Nasıl bu aralar memnun musunuz Fenerbahçe’den?
Ayça: Memnunum. İyi gidiyor. Şöyle söyliyeyim; 5-6 hafta kadar önce “şampiyonuz” dedim. Bakalım hayırlısı. Öyle bir his geldi bana.
Serkan: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ayça: Tabi… Ben aslen Boluluyum. Daha doğrusu babam Bolulu olduğu için söylüyorum. Ancak ben İstanbul’da doğdum, büyüdüm. İlkokuldan sonra konservatuara girdim. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı. Bundan çok büyük gurur duyuyorum. Çnkü Türkiye’de Avrupa standartlarındaki tek konservatuar. Oradan keman bölümünden mezun oldum.
Mezun olduktan sonra bir dönem çok idealist olursunuz. “Şöyle olucam, Avrupa çapında bir kemancı olucam” filan… Sonra yavaş yavaş anlıyorsunuz ki; Eyvah, bu işler öyle yürümüyor. Burada da enstruman çalanlar için iş bulmak zor… Çünkü biliyosunuz kadrolar var, memur olarak çalışıyorsunuz orkestralarda ve kimse emekli olmuyor. Dolayısıyla bize kadro gelmiyor.
O yüzden de “Naapsam, naapsam” diye düşünürken; bir arkadaşım vasıtasıyla vokalistlik yapmaya başladım. Yeşim Salkım’la sahnede çalıştım 4 sene. O zamanlar 90′lar tabi, yani pop müziğin benim için en güzel ve haraketli zamanları. Korsanların olmadığı zamanlar. Hafta içi hergün, pazartesi, salı, pazar dahil sahneye çıktığımız zamanlar. Dolayısıyla o dönemde bütün albümlerde de sesim vardır aslında. Hatta benim bile unutmuş olduklarım olabilir.
Daha sonra bir gün kuzenim aradı tesadüf… Dedi ki, “Ayça sende çene var, müzik de biliyosun VJ’lik yapar mısın? Ne dersin? Arkadaşlarım yeni bir kanal kuruyor”. O zamanki Eko Tv’de VJ olarak çalışmaya başladım. Aynı zamanda vokalistliğe devam ettim. Sonra da ben VJ’ken tesadüf sonucu beni izleyen Okan Bayülgen beni keşfetti. Aynı binada çalışıyorduk. O zaman Kanal D binasıydı bizim binamız. Bizim stüdyo alt katındaydı. Orada beni buldu. Dedi ki, “Yakında benim programım başlayacak. İsmi Zaga. İçinde herhangi bir şekilde yer almak ister misin?”. “Tabi ki isterim” dedim. Ondan sonra oyuncu olarak başladım skeçlerde. Sonra dedi ki, “Sen kemancısın, canlı yayında keman çalmanı istiyorum”. Böylelikle orkestraya da geçtim. Sonradan benim rolüm çok önemli bir şey haline geldi.
O arada TRT 2′de çocuk programı sundum “Dördüncü Duvar” diye. O da çok sevildi. Hafta içi hergün canlıydı. Hatf sonları Zaga vardı zaten. Okan Bayülgen’le radyoda çalıştım. Sonra reklam filmleri biliyosunuz patladı. Ondan sonra Okan’dan ayrıldım. Çünkü 5 sene çalıştım dolu dolu. Kendim bir şeyler yapayım diye. Zaten sonra da albüm oldu. Bir de sinema filmim var; Şans kapıyı kırınca. Hala gösteriliyor televizyonda. Geçen gün hatta gösterilmiş, bütün arkadaşlarım izlemişler çok eğlenmişler.
Sonra işte albüm oldu, sonra yine minik minik single çalışmaları oldu. Sonra yazın yine TRT’de bir programım oldu. Teknede çektik. İstanbul Boğazı’nda gezerken tekneyle sanatçı ağırladık. Biraz sıcaktı tabi yazın ama yine de çok güzeldi. Gelenler de memnun oluyordu. Değişiklik tabi sonuçta.
Şu anda da yine TRT Müzik’te haftada bir “Biletsiz” isimli bir program sunuyorum. Sanatçıların konser görüntülerini, yani klip gibi sunuyorum sunuculuğunu yapıyorum ama görüntüler klip değil. Bizim çektiğimiz canlı canlı konser görüntüleri. Dolayısıyla insanlar konserlerde sevdikleri sanatçıları nasıl izliyorlarsa, o sahnedeki halleriyle takip edebiliyorlar.
Bir de TRT Okul diye bir kanal açıldı şimdi, yeni. Çok güzel bir kanal ben arasıra bakıyorum. Yani bildiğimiz eğitim kanalları biraz bayar ya yani. Biri sürekli anlatır buz gibi. Bir müddet sonra bayılırsın filan. Hakkaten öyle bir kanal değil. Çok esprili, gençlere dersleri sevdirerek, ben bile takılıyorum arada bir. Çok okumadığım halde, ben müzik okudum çünkü. Kimyadan filan pek anlamam ama o kadar güzel şeyler anlatıyolar ki, basit hepimizin anlayabileceği bir dilde. O yüzden hakikaten çok güzel bir kanal. Orada da hafta için her gün 19:40′da, 10 dakikalık “Partal” diye bir programımız var. Orada “Tiyatro Kılçık” ile beraber, profesyonel bir tiyatro topluluğuyla beraber skeçlerde oynuyorum. Zaten benim en sevdiğim iş. Yani ne kadar komik, absürt şey varsa bana yaptırabilirsiniz. Çok mutluyuz, çok da iyi anlaştık. Yeni bir proje bu geçen hafta başladı. Dolayısıyla inşallah uzun ömürlü olur.
Serkan: Fenerbahçe ile nasıl tanıştınız?
Ayça: İnanın hatırlamıyorum. Hani olunmaz, doğulur denir ya. Şimdi şöyle aslında, benim annemin babası Türkiye’nin ilk 7 hakiminden biridir ve Galatasaray Lisesi mezunudur. Annem Galatasaraylıdır. Fakat babam Fenerbahçelidir. Şimdi biliyorsunuz kız çocuklar biraz babaya düşkün olur derler. Ben de her halde küçükken, bilinçlenmemişken, sanıyorum ki babam tarafından bu tarafa yönlendirildim. Çünkü hiç hatırlamıyorum. Hakikaten kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim.




