You are here: Home

'' Aşk Acısı '' | 15/06/2010 Tarihli yazı - Habersizdim.com

E-mail Print PDF

Aşk Acısı

Her zaman yürüdüğüm yollardan geçmiyorum sanki. Çıkıp az yürüyüp, sağa dönüp, sonra da caddeye çıkacağım ama kaldırımlar daralmış gibi...

Bir de kenarları yükselmiş mi ne? Ayağım takılıyor, çıkamıyorum kaldırıma bir türlü. Yollar dar, her an bir araba çıkabilir, hızlı gelirse de Allah korusun, ben onu farkedinceye kadar çok geç olabilir. Ölüm nasıl bir şey acaba? Kapkaranlık dipsiz gibi görünse de belki çok daha beyaz bir dünya kimbilir? Normalde bilinmezden korkulur ya ben de korkarım ölümden. Bilmediğimden. Bir kaza da gelmedi bugüne kadar başıma çok şükür. Acıdan korkarım ben. Sevdiklerimi kaybetmekten. Artık korkmuyorum. Yaşamak için bir sebep bulamıyorum. Hayatın bittiği yerdeyim. Bir daha alışverişe çıkmama gerek yok. Yeni kıyafetlere hiç gerek yok. Makyaj da yapmam niye yapayım? İştahsızım. Yemek yiyemiyorum. İlacı da yok işin kötüsü. Zaman lazım sanırım. O zamana kadar da yaşlanır ölürüm nasılsa. Belki camdan bakarım öyle geçer günlerim. Evimde. Yalnızlığımla. Başka insanların sevinçlerini görür, biraz kendime gelirim belki. Çeşit çeşit insan geçiyor her gün sokaktan. Bir zamanlar benim de gülrerek geçtiğim bu daracık kaldırımdan. Yüzleri farklı, gözleri farklı, kiminin çantası var, kiminin arkadaşı. Hızla geçip gidiyorlar tek tek, hepsinin yetişecek bir yeri var belli ki. Ya da görüşecekleri birileri. Öğrenciler kızlı erkekli, kadınlar, adamlar, çocuklar, aileler, yaşlılar. Bazen grup halinde geçiyorlar da şaşıyorum. Ne çok konuşuyorlar ne çok gülüyorlar. Ne güzel aslında da çok uzak bana. Ben ne konuşmak istiyorum kimseyle, ne de kimseyi görmek. Acımı paylaşmak istemiyorum, acım kendime kalsın. Rahat rahat yaşayayım. Çekinmeden birisi görecek mi diye,h iç huzursuz olmadan istediğim kadar uzatayım bu acıyı. Çünkü bu sıradan bir acı değil .Bu; Aşk acısı..

İlk çekildiğinde yaşam sona erdi dersin çok bilircesine. Nasihatlere kulak tıkar, çok da az olsa karşılaştığımızda birileriyle hiç istemeden de olsa, çaktırmayız acılı olduğumuzu ya. En zoru, soranlara ''Evet ayrıldık.'' diyebilmektir. Hep geçiştiririz bu anı, her şey yolundaymış gibi görünmek isteriz umutsuzca. Acaba yüzümden anlaşılıyor mu? Gözlerim hala şiş mi? Ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor mu? Ne diyorum şu anda? Üstümdeki eşofmanın lekesi görünüyor mu? Gerçi hırkam var üzerimde biraz daha sola çeksem leke hiç görünmeyecek sanırım. Saçlarım da rezil. Normalde utanılacak haldeyim ama evdeyken umurumda değil. Keşke hiç sokağa çıkmasaydım antidepresan almak için. Eczanelerin de çırakları olsa ya bakkallar gibi. Gerçi var bazılarının ama akıl edememişim telefon numaralarını almayı. El mahkum tahammül edeceksem bu manasız günlere, destek lazım öyle ya da böyle. Çok zor tabii. Dakikalar geçmek bilmiyor. Kaç gün oldu acaba aşksız? Sayamıyorum. Saymayı unuttum. Kalp ne kadar ağırlığa dayanabilir acaba? Nankörlük etme! Ne acılar çekiyor insanlar. Sonunda ölüm yok ya. Ölüm dışında var her şeye bir çare. Tamam biliyorum da, mantığım da kabul ediyor evet, ama nedense kalbim dinlemiyor bu düşünceleri. Bir dakika iyiysem ikinci dakikada geliyor üzerime üzerime duvarlar. Başka bir ev sanki burası. Karardı eşyaların rengi.

Her köşesinde kalp depremleri.

Kanepede gözyaşlarının izi. Yastıklar hiç kuruyamamaktan şikayetçi. Eski günlerini özlüyor onlar da. Sehpanın altındaki tozlar mutlu görünüyor bir tek. İyice yerleşmişler sıcacık yuvalarına, gitmek istemiyorlar zaten. Gizlenmişler benim gibi kolay kolay belli etmiyorlar kendilerini. Uzun bir süre gitmeyecekler ki. Fotoğraflar da tozlar gibi azimli. Elim gitmiyor kaldırmaya ya da yırtıp atmaya onları. Durdukça üzülürüm diyorum ama olsun kime ne? İstediğim kadar dibe vururum o benim bileceğim iş. Kimse karışmasın. En çok da arada tavsiye verenlere sinirleniyorum. Arkadaş falan da istemiyorum. Ne bilir onlar benim çektiğimi? Aslında bir yandan deli gibi konuşmak istiyorum bu konuyu. Saatlerce hiç susmadan. Hep aynı şeyleri tekrarlayarak. Beni dinlesinler istiyorum ama cesaret edemiyorum o zamanki kişilerle görüşmeye. Aynı değiller artık onlar da sanki. Başkaları oldular gözümde. Çok zorda kalırsam zırıl zırıl çalan telefona bakıyorum mecburen. Annem ararsa mesela. O da üzülüyor biliyorum. İçi acıyor. Zira dinletemiyor ne dese. Ben de çaktırmıyorum. O benim üzüntümün binde birini hissediyor ancak. Gizlerim ben sonuna kadar. Bu kadar çaresiz olduğumu bilmesin. Hayattan koptuğumu bilmesin. Ben üzülüyorum yeterince bir de o üzülmesin...

Bilimadalarının yaptığı çalışmalar sonucunda aslında bu aşk acısını yaratan hormonların etkisi iki ya da üç haftaymış en fazla.Valla onların yalancısıyım. Çok merak edilen bir konu olduğu ve çare bulunamadığı için sanıyorum daha bu araştırmalar epey sürecek. Kimyasal olarak salgılanmayan bir hormon acı da çektiremez dolayısıyla. Beyin en gizemli organ olduğundan istediğimiz kadar uzatabiliriz bu ızdırabı. Düşünür dururuz en basiti. Hayal ederiz. Yanımızda gibi. Sanki şimdi dokundu bana. Sanki bu sevgilinin kokusu. Sanki uyanınca buluşacağız yine. Halbuki tam tersi uyuyunca buluşabiliyoruz. Uyanmak istemiyoruz. Hep rüya görelim ki dokunabilelim ona tekrar. Tekrar görebilelim yüzünü unutmadan. Tekrar öpüşebilelim. Belki sevişiriz de. Heyecanlanırız da aşkla dolar yüreğimiz. Geçecek. Zaman her şeyin ilacı.. Geçecek.. Elbet...

İlk olduğunda zordur, giderek alışılır bu duruma. En azından bilinir ki hakikaten ölüm yok sonunda. Tekrar yaşanacak doya doya. Yine yemek yenecek, süslenip püslenilecek, gezilecek, tekrar aşık olunabilecek. Yine acı çekilecek ama o da bitecek. Güzel günler bizi bekliyor olacak bir yerlerde. İnsan tecrübe kazandıkça her konuda olduğu gibi, aşk acısının da üstesinden gelecek… Yaşadım.. Biliyorum...

Ayça Tekindor

http://www.habersizdim.com

Yorum atmak için tıklayın!

 

YAZILARIM!

YouTube Channel!

Ayça e-Posta!