Dil… Önemli… Bir o kadar tehlikeli. Yani insanlar konuşabiliyor evet. Bir şekilde derdini anlatabiliyor. Doğru mu yalan mı? Bu hiç bir zaman bilinemiyor.
Herkes Allah’ı şahit gösteriyor, o kadar emin söz ediyor ki kendinden, şüpheye yer kalmıyor güya.
Ben hep huzursuzum. Kimseye inanamıyorum. Belki doğru söylüyor ama içimde kendimi kemiren bir şüphe. Kim ne derse desin, beni rahatlatamıyor.
Hayvanlarda öyle bir ikilem yok. Neyse o! Nasıl davranıyorsa öyle. Çocuklar da öyle. Çünkü günah nedir bilmiyorlar. Arkadan konuşmak, bilinçli şiddet, birbirinin kuyusunu kazmak yok. Doğal dürtülerden başkası yok! Doğanın gerektirdiğinden fazlası yok. Sadece yaşama kaygısı, ölüm korkusu var.
Çocuklarını sahiplenmek, soylarını devam ettirmek çabası.
Sevgi istemek, bakışlarına karşılık alabilmek, güldüğünüzü görebilmek çabası. Tüm dertleri o. Dilleri yok evet ama bize anlattıkları çok farklı tabii anlayana.
Çoğumuz anlayamasak da, insanoğlu denen dilli varlık, belki biz yetişemeyeceğiz ama idrak edecek sonunda, sonsuzlukta da olsa.
İstanbul’da kar, kış. Koşuşturmaya çalışıyoruz zorlu hava şartlarında. Benim tek endişem ise; ne güzel evde otururken sokak lambalarının ışıkları arasında yağmur ya da kar yağışını izliyorum sıcacık evimde, diyenlerin aksine, dışarıdaki canlar.
Hiç zevk alamıyorum kıştan, bir yaz çocuğu olarak. Hiç haz etmedim, etmeyeceğim. Zor durumda olan bir insanı, hayvanı, ağacı, böceği, bitkiyi, düşünmeye ve kurtarmaya çalışmaya devam edeceğim. Yine de yüce yaratanın izin verdiği kadar.
Lüzumsuz kontrolü bırakarak,
Dilimi, onları mutlu edecek, bir ümit verecek, dili olmayanların da kuyruklarını sallatacak biçimde kullanmaya devam ederek,
Gülmeye çalışarak,
Herkesi severek,
Kimsenin kuyusunu kazmayarak,
Delice bir hırs peşinde koşmayarak,
Sadece sevgiyi aramak üzere…
Sevgiyle…
KadınMedya.com | Ayça Tekindor




