You are here: Home

'' Yazmak '' | 14/04/2010 Tarihli yazı - Habersizdim.Com

E-mail Print PDF

Aldım yeni defterimi ve tükenmez kalemimi elime. Bilgisayarda yazmak, yazmak gibi gelmiyor bana. Önce illa burada yazacağım, sayfaların ve tükenmez kalemin kokusu girecek burnuma, elim acıyacak, nasırım büyüyecek ve kolum ağrıyacak.

Benim okuduğum yıllarda henüz bilgisayar diye bir lüks yoktu.Yaşım ortaya çıkacak ama önemli ayrıntı, bahsetmeden geçemeyeceğim. Bir konu ödev verildiği zaman deli gibi ansiklopediler karıştırılırdı, sınırlı bilgiler içinden aranan konu bulunduğunda sevinç çığlıkları atılırdı. Tek kaynaktan, artık orada ne yazıyorsa okunur, özeti çıkarılırdı. Yine de epey bilgiliyiz şimdi.

Evet internet bir mucize ama o zamanlarda da korkularımız azdı. Dünyanın çok da farkında değildik belki. Belki de ölümden bu kadar korkmuyorduk. 80'lerin çocukları olarak zaten şarkılarımız bize yeterdi. Modanın da altta kalır yanı yoktu. Saçlarımız ve kıyafetlerimizle bir rugby oyuncusunu andırsak da kendimizi pek bir güzel zannederdik. Okul yıllarında aslında eğlendiğimizin de bilincindeydik ama inatla mezun olmak ve büyümek isterdik. Kendi hayatımıza sahip olmanın tek yolu buydu çünkü. Önce ayaklarımızın üzerinde durmalıydık ve defterlerden, derslerden kurtulmalıydık. Evlenip de bir adamın boyunduruğunda yaşamak bize yakışmazdı, zira sanatçıydık. Gerçek bir mesleğimiz vardı elimizde. Her ne kadar az olsak da belki ülkemizdeki iki üç orkestrada kadro açılır, biz de memur olurduk. Ne bilirdik yıllarca açılmayacağını, koltuğu kapanın bırakmayacağını, tüm yükün sözleşmelilere üç kuruş karşılığı yıkılacağını.

Ben şanslı olanlardandım, hemen vokalistliğe başladım ve başka bir yol çizdim kendime. Televizyonlarda boy gösterdim, tesadüfler eseri tanındım. Aslında düzensiz bir hayata yelken açtım. Ya işten başınızı kaşıyacak vaktiniz olmaz ya da aylarca oturursunuz.

Sanıldığı gibi bu işte çok para kazanılmaz. Çok normal bir hayat yaşarsınız ama kimseyi inandıramazsınız. Tanındığınız için surat asmaya hakkınız yoktur. Hep gülümsersiniz, kimseyi kırmamaya çalışırsınız, kötü bir dönemden geçiyorsanız ya da kötü bir gün geçiriyorsanız belli edemezsiniz ve kendinizi onların yerine koyarsınız. Önce insan olmanın şartları da bunlardır zaten diğer meziyetlerin yanı sıra. ''Ya ben şimdi bir fotoğraf çektirmek isteseydim ve o bana surat assaydı, olmaz deseydi nasıl hissederdim?'' sorusu hiç bırakmaz peşinizi. Hiç de göründüğü gibi değilmiş dedirtmek istemezsiniz kendinize. Gerçekte hakikaten de değilsinizdir çünkü. Bu arada öyle tipler yok mu? Ohoooo dolu. Ama biraz vicdan sahibiyseniz empati hiç de zor bir şey değil. Hep derler ya yazmak en iyi terapilerden biridir. Hep yazın. Acılarınızı, sevinçlerinizi, korkularınızı, umutlarınızı, ideallerinizi yazıya dökün.

Hayatım boyunca hiç günlük tutamamış biri olarak şimdi sanıyorum bunun acısı çıkacak! Yıllar geçtikçe ve laptoplar vazgeçilmezimiz haline geldikçe alıştık klavyelere. Yanımızda kalem taşımaz olduk. Kırk yılın başında lazım olsa herkes birbirine sordu ''kalem var mı?'' diye. O sırada biri bir kalem çıkarıp verince kahraman oldu ama yine de ''öğrenci misin yaaaaa'' esprilerine de göğüs gerdi haliyle. Bunca zaman sonra geçenlerde gittim bir sürü kalem aldım kendime .Sanki yazmaya başlayacağımı hissetmişçesine. Yeni defterler de aldım, kendimce derin bir nostalji yaşıyorum şimdi. Bak elim ağrıdı bile :)

Hakikaten yazdıkça rahatlıyormuş insan. Artık uzun geceler yok, saatin nasıl geçtiğini bile anlamadan sabah olacak. Ben de gece yaşayanlardan olduğuma göre kimbilir belki de sonunda bir roman yazacağım günün birinde. Elif Şafak geldi aklıma. Kulakları çınlasın.

Görüşmek dileğiyle..

Ayça Tekindor
http://www.habersizdim.com

 

YAZILARIM!

YouTube Channel!

Ayça e-Posta!