Eskiden güzellik yarışmaları milli bir meseleydi. Neredeyse Eurovision kadar! Bütün bir yıl yarışmalar beklenirdi. Şimdiki gibi yüz tane kanalda olmadığından o dönem televizyonlarda şenlik akşamları bu yarışmalardı. Nesrin Topkapı'lı yılbaşı gecelerini saymazsak. Heyecanla beklerdik o senenin şanslı kızı kim olacak diye. Zira o dönem güzellik yarışmasını kazandığınız anda zaten meşhurdunuz. Kimse dereceye girenleri bilmezdi sadece birinci olan güzel sanki yıllardır ekranlardaymış gibi tanıdık gelirdi bize. Şimdi zamane gençleri sırma gibi maşallah. Boy ortalaması uzadı aynen yaş ortalamasının uzadığı gibi. O zamanlar herkes kısaydı bugüne nazaran. Ben zaten hep en kısalardan biri oldum hayatım boyunca. Allah’tan büyüdük de topuklu ayakkabıyla falan idare eder olduk. Hatta yaşasın apartman topuklar! Adeta merdivende bir basamak üsttesiniz gibi durmanızı sağlıyorlar da o sayede farkediliyor boyumuz. E bizim zamanımız için fena değildik tabii. Fakat nesil durmadı süt içti, basket oynadı, vitaminli bilumum ürünler tüketti ve uzadı. Farkında olarak ya da olmayarak. Yani en azından boy olarak özenecekleri pek kimse kalmadı, ya biz öyle miydik? En çok özendiğimiz, bu yarışmaları kazananların ve mankenlerin bir de hosteslerin boylarının uzun olmasıydı. Yani yapamayacağımız meslekler oldum olası belliydi. İşte bu yüzden ayrı bir muammaydı yaşadığımız. Hem beğeni, hem de kıskançlıkla izlerdik biz bu yarışmaları. Bir tanesi bittiği, sonuçlandığı anda bir daha ki senenin güzelini merak etmeye başlardık. Bir de tabii güzellere verilen hediyeler, o seneyi nasıl geçireceği falan çok etkilerdi bizi. Rüya gibi bir hayat onu bekliyor derdik. Dedim ya hem içten içe kıskanır, hem de hakikaten gönülden beğenirdik o dönem güzelleri.
Yıllar geçtikçe kanallar çoğaldı, dekolteler arttı, birbirinden güzel insanlar tüm kanallarda boy göstermeye başladı, ne yana bakacağımızı şaşırdık zaman zaman. Zaten her kadın Türkiye Güzeli gibi gezer oldu ortalıklarda. Saçlar daha bir bakımlı,daha bir gür oldu, makyaj yapanlar çoğaldı, kıyafetler sahneye çıkmaya her an hazırmış gibi göstermeye başladı tüm kızları. Estetik iyice yayıldı, hatta modayı geçti, hastalık halini aldı. Estetik yaşı da giderek küçüldü paralel olarak her alanda olduğu gibi. Şimdi gencecik insanlar, daha yüzleri o çocuksu ifadeyi kaybetmeden içki içer oldular, sigaraya başladılar. Tek başlarına gece alemlerinde bile cirit atar oldular. Ebeveynlerinin de düşünceleri değişti demek.Biz adım atamazdık on sekizimizi doldurmadan. Doğru kelime sanırım kimselerin dilinden düşmeyen ''Dejenere'' olmalı tam da burada. Şimdi ders verecek değilim kimseye tabii haddim de değil de beni üzen hakikaten hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı… Neyse.
Kanallar çoğalınca her program birbirinin taklidine döndü zamanla. Baktılar bu yarışmalarda iş var hepsi birden düzenlemeye başladılar bu yarışmalardan. Hangi kız hangi kanalın birincisi, hangisi nerede ikinci oldu, hangisi dereceye girdi, Avrupa'da girebildi mi? Bu Dünya Yarışmasında on dördüncü olan kimdi yahu hangi kanalın seçtiğiydi? Ayırt edemez olduk vallahi. Eskiden öyle miydi? Neşe Erberk'in Avrupa Güzeli seçildiğini duyduğumda Çanakkale'de Orman Kampı'nda denizde yüzmekteydim. Arkadaşım bağırmıştı gazete elinde bir yandan sallıyor, idrak ettiğimde boğulacaktım neredeyse. Nasıl sevindiğimi bugün gibi hatırlıyorum. Sonra yavaş yavaş alıştık gelen güzel haberlere biz de takip edebildiğimiz sürece. Sonra o furya da bitti, her furyanın bittiği gibi. Genelde güzel seçildikten sonra yaptırıldı o zamanlar estetikler. Hiç anlamadım, hala da anlamıyorum. Bir insanın güzelliği tescillenir de sonra neden gidip orasını burasını yaptırır anlaşılır bir hal değil bence. Hem de bir insanı toptan değiştiren burun estetikleri başta olmak üzere. Bizim zamanımızda estetik yasaktı yarışmalarda. Sonradan ortaya çıkarsa taçlar ellerinden alınırdı aynen geçmişlerinde evli oldukları anlaşılınca yapılan uygulamanın aynısı. Sonra serbest bırakıldı,ne kadar mantıklı tartışılır ama estetiğin de iyisinden yanayım. Özellikle burun estetiği iyi olmalı. Kemik kırıldığı için zaten surat bambaşka oluyor gözler kayıyor falan, bari üç yüz metreden anlaşılmasın diye düşünüyor insan. Şimdilerde bir tartışma var herkes yazıyor, neyim eksik diye düşündüm. Koca koca adamlar yazıyor da ben mi yazmayacağım? Ayrıca basit bir cevabı var sorulan soruların. Olay şu; Dereceye giremeyen bir kızımız var adını yazmayacağım, zira yalnızca kötü bir estetik geçirdiği için kimseyi daha fazla meşhur etmeye niyetim yok! Abartılacak bir durum da yok zaten ortada. Çünkü olay birinci kızın da burnunun estetik olması falan değil, bu dereceye giremeyen kızın estetiğinin gerçekten başarısız olması. Ya daha suratı oturmamış, ya da yaşına fazla gelmiş o kocaman estetik. Televizyonda yarışma anında gördüğümde inanamadım. Nasıl katılmış dedim anında. Hadi burayı bırak da uluslararası yarışmalarda o vahim estetiği nasıl saklayacaktı acaba? Bence hakettiği gibi oldu yarışmanın sonucu. Şimdi on sekiz yaşını sadece estetik olma hevesiyle doldurmak için gün sayan kızlar var. Özgürce gezmek, eğlenmek, erkekli kızlı gruplar halinde sinemaya gitmek için babasından izin alan kızlar yok. Umarım anne babalar daha fazla söz geçirebilir çocuklarına. Daha on sekizinde estetiğe başlayan yirmi sekizinde ne yapar sonra? Ne varsa eskilerde var valla. Yaşasın bizim çocukluğumuz, bizim gençliğimiz, bizim güzellik yarışmalarımız..
Ayça Tekindor
http://www.habersizdim.com




