You are here: Home

'' Bir, İki, Üçler, Yaşasın Dörtler! '' | 29/04/2010 Tarihli yazı - KadinMedya.com

E-mail Print PDF

Otuz yaşında metabolizma yavaşlar. Artık kâğıt üzerinde genç değilsinizdir. Büyüme sancıları hissettirir kendini. Daha önce, mesela yirmi beş olduğunuzda hiç düşünmemişsinizdir hayatın hızla akıp gittiğini. Öyle klişe lafları belli bir yaşa gelmiş hatta sizin gözünüze çookkk yaşlı görünen büyüklerinizden duymuşsunuzdur. Belki onların söyledikleri sıkmıştır sizi. Sanki sözleşmişler gibi aynı ağızdan konuşurmuşçasına birlik olmuşlardır size karşı. Öğütler birbiri ardına sıralanır. Kulaklar kabul etmez söylenenleri. Biri duysa öbüründen anında kaçıp gidiverir.

Zaten en hızlı geçen yaşlar ikili basamaklar, yani yirmilerdir. Üçlü rakamlara geliverince metabolizmanın aksine beyin daha çok çalışmaya başlar. Tüm yeni fikirler akın akın üşüşmeye başlar ardı ardına. Hayat hakkında düşünmeye başlarız mesela aniden. Eğer evlenmemişsek - daha vaktimiz var, diye avutsak da kendimizi, bir yandan da bir telaş başlar otuzlu beyinlerde.

Bir kadının en güzel yaşları denildiğinden de kapıp koyuvermeyiz kendimizi. Öyle deniyorsa mutlak öyle olmalıdır. Yemeden içmeden kesiliriz zira metabolizma yavaş. Eskisi kadar yersek mazallah daha otuz bire varamadan yalancı çıkarabiliriz bir kadının en güzel yaşları diyenleri.

İşin kötüsü hala küçüğüzdür aslında. Artık anneanneler, dedeler geçmişe karışmış, ya da karışmak üzeredir. Bir yandan yetişkin olduğumuzun farkına varmaya çabalarken, bir yandan ailenin küçüğü olarak kalmak isteriz. Belki o yaşa kadar anne olanlar yetişkinliğin kapılarını açmıştır, kimbilir? Bir değişme isteği başlar anne olsak da olmasak da.

Artık yaşadığımız her günün bilincindeyizdir. Günler daha yavaş geçer gibi gelir belki ama seneler hızlıdır aslında. Evet, içimizdeki çocuk yaşar yaşamasına da bunu dışarı vurmakta zorlanırız. Eskiden bizden büyük olan sporcular artık bizimle aynı yaştadır, hatta çoğu bizden küçüktür. Bu yaştan sonra profesyonel sporcu olamayız. Çok geçtir.

Acaba başka ne yapılabilir?

Meslek değiştirilebilir mi?

Yepyeni bir insan olabilmek için hala vaktimiz var mı?

Bambaşka bir yerde olabilir miydik?

Acaba zamanında evlenseydik de çocuğumuz olsaydı daha mı iyiydi?

Aslında hepimizin ruhunda ev kadını olmak mı var?

Yalnız yaşadıkça mı irdeliyoruz tüm bu mevzuları?

Küçük yaşta evlendirilen kızları ne sık farkeder olduk?

Kızların okuması için her kampanyaya mesaj göndermedik mi?

Dayak yiyen, hatta öldürülen nice kadın bundan bir on sene önce yok muydu?

Kimsesiz çocuklar daha yeni mi doğdu?

Evlatlık alsak kaçını kurtarabiliriz?

Para yeter mi?

Para kazanmayı alışveriş yapıp üst baş almaktan ziyade ne ara hayır kurumlarına bağışlamayı düşünür olduk?

Markalardan nasıl vazgeçtik?

Ne zamandan beri en ucuz, en hesaplı dükkânların yerlerini bilir olduk?

Ve hangi ara beş liralık bir tişört alacağımız yerde durup "Ben bu beş lirayla bir mesaj atabilir, bir hayata umut olabilirim." diye uzaklaştık o dükkânlardan?

Geceler daha uzun oldu artık, hayaller sıklaştı gerçekleştirme imkânı azalsa da. Sağlıklı olmak ne büyük bir lütufmuş. Ne şanslıymışız. Memur çocuğu olmak ne kadar büyük bir şerefmiş meğer. Ne kadar övünüyoruz şimdi söylerken eski halimizin aksine. Ülke sorunları nasıl bu kadar büyük bir pay sahibi düşüncelerimizin?

Haber kanallarını ne sık izler olduk. Ne ara dünyada olup bitenler bu kadar ilgimizi çeker oldu?

Ne kadar sık soru sorar olduk kendimize. Ne zaman bir şeylere inanma isteği doğdu içimizde?

Eyvah!

Galiba gerçekten büyüyoruz.

Büyüdüğümüzü ta midemizin derinliklerinde hissederek. Aşk acıları çekerek. Anne ve babamızı sık göremesek de onları aklımızın ve kalbimizin en yüce köşesine yerleştirerek. Hayatı vicdan gözüyle görerek. Yaşadığımız her dakikanın kıymetini bilerek. Depresyona daha sık girerek. Daha çok sinirlenip, daha az belli ederek. Daha fazla "Hayır" diyerek. Tuttuğumuz takım yenilince daha az üzülerek. Başka insanları daha çok önemseyerek. Sevgi sözcüklerini hissettiğimiz an söyleyerek. Gülmenin ne kadar değerli olduğunu bilerek...

Evet büyüyoruz..

Kırklı yaşların her insanın hayatında bir dönüm noktası olduğunu umarak, yolun yarısını geçiyoruz. Üçler de çabuk geçecek..

Bir, iki, üçler, yaşasın dörtler!

Ayça Tekindor

http://www.kadinmedya.com

 

YAZILARIM!

YouTube Channel!

Ayça e-Posta!